Pancar, etil alkol, korona ve sonrası

0 Shares
0
0
0

Pancar demek, son derece stratejik bir ürün olan şeker demektir. Şeker elde etmek için işlenirken oluşan melas demektir. Melas da maya ve etil alkol demektir. O etil alkol de kolonya ve dezenfektan demektir böyle günlerde. Sadece bu kadar mı; o etil alkol ilaç, boya, mürekkep, kozmetik ürünü, gıda ürünü, arabalarınıza antifriz, sinek kovucu vs. demektir. Aynı zamanda da alkollü içki.

Grand Korçi

Memleketin iki meşhur klişesini iliklerimize dek hissettiğimiz günleri yaşıyoruz. Özellikle siyasetçilerden ve patronlardan her duyduğumda gülümsemekten kendimi alamadığım ve dost meclislerinde zaman zaman sululuk yapmak için kullandığım klişeler bunlar. Birincisi “İçinden geçtiğimiz bu zor günlerde’’ ikincisi de “Birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyduğumuz bu günlerde’’. Bu hissiyatın savaş, ekonomi, beka sorunu, terör gibi sebeplerden değil de bir virüs yüzünden yaşanması hem ironik hem de ultra gerçekçi aslında.

Klişe olma ihtimali giderek yükselen başka bir cümle de “Hiç bir şey eskisi gibi olmayacak’’. Bu cümlede büyük bir gerçeklik payı var kanımca. Bütün bu vaveyla esnasında dahi yaşananları yakın geleceğin provası olarak gören kapitalizm, Endüstri 5.0’a yani toplum için insansız teknolojilere hız ve yön veriyor. Geniş kitleler, endüstri 4.0’la başlayan ve korona yüzünden daha da hızlanacak olan; insansız fabrika, karanlık fabrika, nesnelerin interneti, otonom sistemler, arttırılmış gerçeklik, yatay ve dikey sistem entegrasyonu gibi kavramların somut etkilerini yaşayarak öğrenecekler. Bunun Türkçe karşılığı da çok sayıda beyaz yakalının evden çalışması ve çok sayıda mavi yakalının da yığınlar halinde işsiz kalması olacak. Savaş, yoksulluk, baskı, iklim krizi gibi nedenlerle sayıları artan ve kuzeye doğru hareketlenen göçmenlerle, halihazırda ucuz işgücü olarak varlıklarını sürdürenler, ulus devletlerde otoriter bir popülizmi hatta faşizan eğilimleri hortlatırken, malların ve bilginin dolaşımındaki sınırlar giderek belirsizleşiyor. Şimdilik sınırlara duvarlar çekilerek sorunun kökten çözümü için zaman kazanılıyor. Mallar ve bilgi üretilirken, nakledilirken en az sayıda insana ihtiyaç duyulan bir düzen hazırlığı bu kısaca. Yani kapitalizm zayıfladığı yerden sürüngenler gibi gömlek değiştirerek çıkacak. Elbette küresel boyut kazanacak bir karşı güç ortaya çıkmazsa gerçekleşecek bu öngörü.

Bilginin üretimi, işlenmesi, depolanması ve ekonomik karşılığı olan bir metaya dönüştürülmesi işleri, uzay teknolojisi, robotik üretimler vs. gelişedururken, kapitalizmin yumuşak karnı da hep açıkta kalacak öte yandan. Bu yumuşak karnı oluşturan noktalardan birisinin pandemiye sebep olan virüsler olduğu ortaya çıktı. Bu durumda her devletin kendi toplumunu ve bekasını korumak için lokal kaynaklara ihtiyaç duyacağı aşikar. Nedir bu lokal kaynaklar derseniz gıda, enerji ve ilaç, kimya gibi sektörlerin varlığı ilk sıralarda zikredilebilir. Ancak bunlar arasında tarımın öyle bir ağırlığı var ki umarım önemini yaşayarak öğrenmek zorunda kalmaz hiçbir toplum.

Tarım demek gıda demek değil sadece. Tarım demek, aynı zamanda temel ve hayati endüstrilerin girdisi demektir. Örneğin pancar demek, son derece stratejik bir ürün olan şeker demektir. Şeker elde etmek için işlenirken oluşan melas demektir. Melas da maya ve etil alkol demektir. O etil alkol de kolonya ve dezenfektan demektir böyle günlerde. Sadece bu kadar mı; o etil alkol ilaç, boya, mürekkep, kozmetik ürünü, gıda ürünü, arabalarınıza antifriz, sinek kovucu vs. demektir. Aynı zamanda da alkollü içki.

Bu nasıl mümkün olur? Elbette şeker fabrikalarınızın çalışması ve melastan alkol elde edilmesiyle olur. Şeker fabrikalarının özelleştirilmesi sonrasında ‘‘fizıbıl’’ olmadıkları gerekçesiyle kantar alanlarının kapanması, alım garantisinin olmaması ve fiyatların düşüklüğü vb. sebeplerden pancar tarımı geriledi. Maliyetler arttı. Ancak şeker ve etil alkol ihtiyacı azalmadı doğal olarak. Doğan bu boşluk, buğdaydan alkol elde edilmesiyle kapatılmaya çalışıldı. Buğday da pancar kadar stratejik bir bitki. Çoğunu etil alkol için harcarsanız toplum aç kalır. O zaman ithalat yoluyla bu ihtiyaç karşılanmalıdır; zira endüstri hammaddesiz kalamaz. Korona geldi, ünlü ve çok yıllık markalar dahi makul fiyata etil alkol bulamamaktan yakındı, kolonya zamlarına gerekçe olarak. Fiyatları arttırmamak için gümrük vergileri sıfırlandı ve sorun çözülmüş gibi yapıldı.

Korona belasına karşı kolonyayla mücadele etmek için etil alkolden alınan gümrük vergilerinin sıfırlanması üzerine yazdım bu uzun girişi. Türkiye özelleştirme çılgınlığına Özal ile başladı. O yıllarda Kamu İşletmeciliğini Geliştirme Merkezi (KİGEM), sendikalar, TMMOB gibi pek çok kurum bu işin yangından mal kaçırma anlayışıyla yapılmaması gerektiğini, kamunun stratejik alanlarda varlığının ve düzenleyiciliğinin önemini anlatmaktan yorgun düştüler. Hatta vatan haini ilan edildiler gazetelerde çarşaf çarşaf. AKP iktidarında bu sürecin artık sonlandığını ve satılmadık tek bir kurumun kalmadığını elbet biliyoruz. Geri dönüş pek mümkün değil; ki dönülecek “geri” de dört dörtlük olmadı hiçbir zaman. Buna karşın Cumhuriyet döneminde tarım ve çıktılarını kullanan özgün bir sanayi gelişmiştir bu memlekette. Sadece tarım değil ulaşımdan enerjiye, rafineriden kimyaya kadar stratejik sektörlerde bir başarıdan, en azından kendine yeterlilikten söz etmek mümkündü.

Bu yazıyı hazırlarken Ziraat Mühendisleri Odası’nın iki binli yıllarda yayınladığı bir raporu hatırladım tekrar. A. İsmet Tortopoğlu tarafından hazırlanmış bu raporda pancarın nasıl stratejik bir ürün olduğu; şeker fabrikalarını kapatma ya da satmanın nelerle sonuçlanacağı madde madde açıklanıyor. Yaşayarak gördük ki her satırı doğrulandı o raporun. Tortopoğlu şunları yazmış raporda:

* Şeker pancarı üretimi aile içi iş gücü kullanılarak yapılan bir tarımdır. Pancar tarımında beher ekim dekarda, seksen saat iş gücü kullanılır.

* Beş yüz bin çiftçi ailesi pancar tarımı ile geçimini sağlar. Şeker fabrikalarında daimi ve mevsimlik olarak otuz bin kişi çalışır. Ayrıca, bakım ve hasat dönemlerinde iki yüz bin mevsimlik işçiye, yılda yüz gün süreli istihdam imkanı sağlamaktadır.

* Yirmi altı dekar şekerpancarı tarımı, tarım ve sanayisinde bir tam istihdam sağlar. Üç yüz yirmi dekar sulu buğday tarımı, tarım ve sanayisinde bir tam istihdam sağlar.

* Bir dekar şekerpancarı yan ürünü olan pancar posası, pancar baş ve yaprağı ve melasın hayvansal besin değeri beş yüz kg arpaya eşdeğerdir. Bir dekar şekerpancarı ekmekle, aynı tarlaya iki dekar arpa ekilmiş kabul edilebilir.

* Bir dekar şekerpancarı, taşımacılık sektörüne pancar, pancar posası, şeker, melas, yakıt, kireçtaşı, alkol olarak beş bin yedi yüz elli yedi kg yük sağlar.

* Bir dekar şekerpancarının fotosentez sonucu havaya verdiği oksijen miktarı alı kişinin bir yıllık ihtiyacını karşılayabilmektedir.

* Şekerpancarı, tarımın manivelasıdır. Olmasaydı icadı gereken bir bitkidir. Bilene şekerpancarı bir hazinedir.

Gördüğünüz gibi sadece tek bir bitkinin sağladığı faydalar saymakla bitmiyor. Hem olağanüstü zamanlar için hem de Endüstri 5.0 kervanına bilgi ve teknoloji üreterek katılma kapasitesi düşük bir ülke olarak, güçlü olduğumuz yanları hatırlamakta fayda var bu günlerde. “Kamu mallarını yağmaladınız bunlar geldi başımıza” diyerek öykünmekten öteye gitmeyen muhalefet yerine başka bir dile ve bakış açısına ihtiyacımız var. Melastan alkol elde edilen fabrikalar kapandı ama ironik bir şekilde Amasyalı çiftçiler, üstelik bir iktidar milletvekilinin de desteğiyle atıl duran fabrikayı ayağa kaldırdılar ve şu anda tam kapasite etil alkol üretiyorlar.

Öyle ya da böyle iktidarı ve muhalefeti, kısa vadeli ve gerçekçi bir “tarım stratejisi” için zorlamak bunun ilk adımı olabilir. Günümüz koşullarında bu dolambaçlı ve pek ümit vadetmeyen yoldan daha kestirme yollar da var aslında. Üretici ve tüketici kooperatifleşmesinin gücünü yeniden keşfedeceğimiz günlere gebe önümüz. Doğal, atalık tohumların ve toprağın kimyasallarla zehirlenmediği bir üretim zihniyetinin yaygınlaşması için tüketicilerin her noktada baskı yapması, örgütlenmesi bu sistem içinde dahi önemli değişiklikler yaratma potansiyeline sahip. Bunun yollarının tartışıldığı, pratiklerin hayata geçirildiği yapılanmaları her zamankinden daha fazla dinlemeye, desteklemeye ihtiyacımız var.

Karantina sürecinde insanlar mutfaklarının, yaşamın yeniden üretildiği bir alan olduğunu hatırladı. Maya yapmayı öğrendi pek çok kişi. Bundan sonra hazır yoğurt ya da ayranı eve sokmamaya karar verdi belki de. Kolonya yapmanın pek de zor bir iş olmadığını keşfettik. Sıra, evde sabun, peynir vs.’lerin yaygınlaşmasına gelecek. Bira, şarap ve de rakının evde sağlıklı koşullarda üretilebileceğini daha fazla insan anlayacak. Şehirlerin mutfaklarındaki bu devinim ve uyanışın, tarlaları etkileme potansiyelini berhava etmemek lazım.

Ez cümle kapitalizm endüstri bilmem kaç sıfıra da geçse, sağlıklı ve dirençli bir toplumun yolu hâlâ tarımdan geçiyor.

0 Shares
Bir cevap yazın
You May Also Like